24 Ekim 2014 Cuma

Gökçeada, İmroz diyen de var



Sıcaktı!
O gün hava çok sıcaktı!
Çünkü yaz dı. Hani şu biten var ya. Sanki hiç yaşanmamış gibi, göz açtık kapadık derken gelen geçen,bi daha bi daha nidalarımıza rağmen "baaaay seneye görüşürüz honiii" diyerek çekip giden yaz dı. Ağustostu. 

Tatili iple çekmekten yorgun düştüğümüz bir hafta sonunda hadi kaçalım, belli kimseler kaçıyormuş, orası kaçmak için birebirmiş dedik. Çünkü kolay kaçılıyormuş, çünkü kaçacak delik arıyorsan ve de orası ilk aklına gelen yer değilse, sen kişisel tarihinin, ya Gökçeada diye bir yerin varlığından bihaber olduğun bir dönemindesin ya da işte nebiliiim vizyonsuzsun sayılıyormuş sanılıyormuş. 
Halt! Külliyen!

Tamam ada güzel tamam ada nezih tamam ada huzurlu tamam ama gitmek? 10 saat sürer mi? Kamooon, bir yere gitmenin 10 saat sürmesi yasaklansın. O ne araba kuyruğu öyle. Beklerken mevsimler geçti, Can büyüdü, fiziksel ve zihinsel becerileri gelişti. Olgunlaştı . Yani öyle olmalı çünkü gıkı bile çıkmadı onca saaat...


İnternet sitesinden görüp beğenip rezervasyon yaptırıp parasını peşinen ödediğim ve ancak akşama doğru ulaştığımız Değirmen Otel de bizi şöyle karşıladı: "canım ya, yerinizi sattık biz, yer yok, ama hiç üzülmeyin çok şirin bir yer bulduk sizin için, derme çatma, rum taş evi ama sort of gecekondu ama ambiansı yeter" 

Orda leydi çizgimden çıkmamamın sebebi aç oğlumun karnını süpper bir omletle doyurmuş olmalarıydı..İlerde bir George Clooney olursa diye tarihe not olsun diye söylüyorum, Can ilk omletini burda yedi. Gerçi bu otel prim yapmayı hak etmiyor ama neyse yah .. İster gidin ister gitmeyin, sonuçta otel güzel, odalar şahane, belki sizin odanızı satmazlar. Beklentiler...

O anda kafama saplanan baş ağrısına rağmen saatin 6 yı geçiyor olmasına, Can'ın uykusunu almamış olmasına bakmadan kendimizi denize attık. Aydıncık Plajındaki bungalovlarda kalıyor olmayı istedim o an. Gayet rahat görünüyorlardı klimalı hem. Önemli bi faktör olduğunu o gece çok iyi anlayacaktık...



İlk kez denize girişi diyebilirim çünkü 5 aylıkken Antalyada feryat figanla başlayan ve kaçarak uzaklaşılan ilk karşılaşmadan sonra, Kuşadası' nda da sesinden bile korkma hali nedeniyle ayak basmamıştı. Şimdi o akşamüstü saatinde ben şezlongta başımın ağrıdan kopup düşmemesi için çabalarken o gayet keyifle tadını çıkardı denizin. Meğer adada bir daha da giremeyecekmişiz o güzelim denize. Sonraki günlerde fırsat olmadı. 

Sonra akşam artık yorgunluktan oğlum isyan noktasına gelmiş haberimiz yok. Yemek yiyelim diye çıkacağımız sırada "ama ben uyuyacaktım artık yeter nereye gidiyoruz gitmeyelim" diye ağlayışını ve bir iki dakka içinde uykuya dalışını hiç unutmam herhalde. Biz de müştemilatımızın sundurmasındaki tahta sandalyelerimizde dizimizin üstünde pide ve ayran yiyerek Gökçeada'da bir Cumartesi akşamı ne yapılıra yeni bir açınım getirmenin huzuruyla 22:30 da uyuduk :)

Velhasıl ertesi gün kendimize kalacak yeni bir yer bulmak taşınmakla geçen neredeyse yarım gün sonrasında,  gölgelii, konforlu, dinlenebilmeli, dondurma-türkkahvesi ve other yararlı/zararlı şeyleri hüpletebilmeli yerde olmanın bilinciyle, öğlenin kavurucu sıcak saatini havuzumuzda geçirelim akşam üstü deniz yaparız dedik, yağmur yağdı, sanki gelinilik yerine bedenimi kefen sardı ..sankiii gelinlik yerine.... noluyoorhh bzsspppstt syntax error!! :p






Çok kimse bilmez, bilen bilir, bilen benimdir, benliimin bir tarafında her şerde hayır arayan bir polyanna tutunmuş benim. Ya da tutunmamış, bilmiyorum da sanırım ilk otel fiyaskosu  Anemos Oteli bulmamız içinmiş. ( Tıklat bi burayı, yeni pencerede şaapcak )

Tamamm, 1 gece kaldık ama gerçekten kaçtığımıza da , onca yolu teptiğimize de değdi. Bu küçük ama sevimli otelin odaları da, yemekleri de , işletenleri de personelin ilgisi de, uf ne biçimdi! Mersiiii... Ya da Can ın bugünlerdeki söylemiyle : "Ay çok teşekkür ederiiz!"

Arcan abi gibi yatıyorum dimi annee :D

Odanın önünde derin derin sohbet ettik, birbirimizi anlamaya çalıştık

adanın dokusuna uyumlu mimarisiyle ...

Önünde istersen organik meyve sebzeleri toplayıp yiyebileceğin bir bahçesi bile vardı da o kadar uzun zaman kalmayınca sadece göz gezdirdik, temiz hava soluduk.

Havuz faslı, sonra Can'ın uykusu derken akşamüstünü bulduk ama gelgelelim yağmur yağdıı. Bi bu eksikti demedik, olsun olsun dedik, daha iyi, gezeriz biraz.


Türkiyenin en batısında güneş böyle batıyormuş


Zeytinli de Barba Hristo ya doğru emin adımlarla yürüyenler.. 
Hem Uğurlu'yu, Zeytinli yi görmeden olmazdı. Doku moku..Düşüp de dizini kanatmasaydı keyifler iyiydi . Ama olsun, bugün bile "az kalsın denize düşecektim" diye abarta abarta anlatıyor o düşüş hikayesini..

Bu arada biz Kaleköy mevkiinde kaldık. Orası adanın merkezindeki "gelinen" yerlerinden biri. Güzel restoranlar kafeler var.  Bu köyler ise işte gezmeye görmeye tatlısından yemeye gelinen biryerler , şöyle kokladık geçtik.
Yine anlam veremediğim tatlıların sunulduğu ve oldukça rağbet gören kafelerden birinden  Gökçeada manzarası



Söylemeye gerek varmı, zor döndük, yani piskolojikmen zor. Hani yani, ora dururken bura da ne ki? Fakat vapura girebilen son araba olarak bu kez şanslıydık, sol arka teker dışarda kaldı mesela :)

İşte böyle, aylar önce yaşandı bitti , ancak yazıyorum, ama tamam da ne olmuş?