26 Şubat 2014 Çarşamba

eeevvet bebeğim , ayyyy!



Bir önceki yazımızda ne demiştik?
Deniz kenarını ve gemileri seviyor demiştik değil mi ?
İşte yalan o!
Vazgeçti sevmekten.
Çok seviyor diye, havanın yağmurlu olmasına bile bakmadan, götürdük İstinye’deki iskeleye. İçini bir korku sardı. Yavaş yavaş büyüdü o korku, motoru beklerken. Sonra ,motor yavaşça iskeleye yaklaşırken dehşete kapıldı. Ödü patladı. Bağırsaklarına karıştı. Ağlamaya başladı.
Gayet ısrarcı bir anne gibi binince alışır dedim, babasının kıyamayan, “napıcaaz” diye soran  bakışları eşliğinde bindik. İçerde, bu başlayan ağlayış, çığırarak ağlamaya dönüştü.  Göz yaşları sel oldu. Çağladı.
İndik! Yenilmişlik, pes etmişlik, kabul etmişlik bakışları da benim gözlerimden akmıştır herhalde.

Anneannenin deniz seferi hevesini kursağında bırakarak indik ve oradan kaçarak uzaklaştık. Uzaklardan baktık gemiye ve yine de hep tedirgin oldu.O gün bugündür, ” gemiye binmeyelim anne”  de dilinden düşmedi.

İşte böyle korkular arttı. Gözlemlemelerime göre, büyük kütleli, ses çıkartan ve hareket eden şeyler onu çok korkutuyor. Trafikte giderken yanımızdan otobüs geçmesi bile sorun bu günlerde. Saçma fakat öyle. Duruyorsa sorun yok. İş makinesi gördük diye feryadı bastı hem de arabanın içinden!

Bazı şeyleri de tam anlayamıyorum. Yeni olan , daha önce görmediği şeyleri denemekten de korkuyor. Sevgilisi Yasemin’e Kalamış Parkı’na gittik. Oranın ilginç atlı karıncasından da korktu binmedi. Hani hem bisiklet aynı zamanda ama  dönüyor ya. Noldu niye bilemediniz ki? İşte bu. 



Tek yaptığı bunda zıplamak oldu da evlere şenlik bir zıplama,en temkinlisinden :D


Bu arada blogumuz reklam için bir ciddi potansiyel falan teşkil etmese de yine de öneride bulunacağım. Kalamış Parkı annane ve Can 'ın favorisi oldu. Molly de geldi, sevdik



“Yuutuub aç” demeyi biliyor ya yuutupta uçak izlemeyi de başarır belki sonrası için iyi olur diye düşünen dahi anne olmak da işe yaramadı. Orda görmek de yetti korkması için. Bide nasıl kendisiyle barışık barışık “uçaktan korkuyorum ben “ diyor! Halbuki biz Ordu’ya uçakla gittik. Herkes şaşırmıştı, bu nasıl çocuk, hiç ağlamadı korkmadı demişlerdi. Kendisinin tabiriyle: enteresan! 


Deniz ve dalgalar, o konuyu hafiften ama çok hafiften aşmışız, bu yaza kadar hallederiz sanırım. Demirciköy’de fena değildi idare etti, yine de “deniz kokusu, ah altın kumlar, o yakamozlar” tipi bi insan değil, o kesin.




Ankara’dan iyi haberler gelmiyor, üzgünüz, hemde çok.
Canım da çok özledi çok sık anar oldu dedesini. Unutmasın hep sevsin istiyorum, hep hatırlatıyorum. Mesela dedesinin hep söylediği Koçtaş şarkısını tamamen kendi yorumuyla okudu.
“Koçtaş’a gidiyooooorum, evimi çok seviyoruuum , eeevvet bebeğim , ayyyy!!”

:’)

Duygu ifadelerinde ilerleme var evet. “Annemi çok özledim ben” in kurduğu enn güzel cümle olduğunu söylemeye gerek yok. “ Anneyi sevdim “ bir ödül cümlesi, “anneyi sevmedim ” de bir sitem, serzeniş, kızgınlık, ohoo neler neler. Bunun kötü bi ceza olduğunun farkında. 


Başka neyin mi farkında? Ağlamanın çok önemli bir silah olduğunun. Aman ne büyük buluş ilk sen buldun dediğinizi duyar gibi oluyorum sevgili okuyucularım. Ama işte benim çocuğumun herkesten daha farklı , herkesten daha zeki olduğunu iddia etmemden sıkıldıysanız diye ben :p 

Hadi şimdi hep beraber maşallah deyin!

Burada "Sporcu oldum ben" diyor bir taraftan :


Bu da sonradan yorumlarda bahsettiğimiz video. Ekliyorum işte boş durmuyorum:










14 Şubat 2014 Cuma

sevgilim sevgilim diyeceğim

Merhaba
Şimdi size bir değişiklik yapmayıp gene Can’dan bahsedeceğim. Neden mi? Burası onun. Peki sizin de çocuklarınızın gelişimine katkıda bulunabilecek tüyolar verecek miyim? Hayır :)
Onların daha sağlıklı beslenmesi için örnek kurabiye tarifi verecek miyim? Tabiki hayır:)

O değil de daha slingomomun verdiği muzlu yulaflı kurabiyeyi kendim yapmadım Can’a . Sufleyi de chocolate fudge ı da denedim ama naber!
Böyle bu işler.

Doğum sonrası üzerime bir sülük gibi yapışıp kalan o 3 kiloyu da artık sen ver okuyucu.

Ne anlatacağım peki? Canımın istediğini.


Olumsuzluk hakim diline bu günlerde.Neden ola ki ?
Laf olsun diye, sen ne dersen olumsuzunu söylemeye çalışıyor.

Örnek verelim:

-Anneyi özledin mi?
-Özlemedin!
-Annaneyi sevmedin mi?
-Annaneyi sevdin!
-Buyrun kralım!
-Kırmayalım!
-Günaydın Canım
-Günaymadın!
-Can sen bırak onları babalar alır
-Babalar almıyır!
-Anne kahve yapmasın Can
-Annesi kahve yapsın!

Böylee uzayıp gidiyor. Eril enerjisi mi yükseliyor nedir bir muhalif tavırlardır gidiyor.  Boyu erken uzadı ya acaba 2 yaş sendromuna da erken başlar mı? Gerçi bir hırçınlığı da yok henüz.

Dün biraz geciktim. Ama çok da değil 2 saat daha geç geldim. Gözü yollarda kalmış, karanlık oldu anne gelmedi deyip durmuş, camdan bakınca geldiğimi görünce anneme  :  “ anneye kapıyı açalım oğlum desin “ demiş  :’) 
Ama beni görünce yine “hoş gelmedin” dedi :)

Uydurmasyon bir bilimsel veriyle destekleyerek söylemek gerekirse yüzyılın en sıcak şubat ayını yaşadığımız bu günlerde, dışarı çıktığımızda, resmen kendinden geçiyor ve elinden gelse sokakta yatıp kalkabilir, çamur yiyebilir, köpek kakasından kule yapabilir durumda koşturuyor sağa sola. En çok da deniz kenarı ve gemilerden keyif alıyor. Her yemek yiyişinde dinlediği öyküler gemilerle ilgili. Kendiliğinden “Cemal beni hapura bindircek “ demesi ise göz doldurdu. (Yani duygulandırdı manasında )

Düşecek gibi olunca “az daha düşüyodum”, düştüyse de “az daha düştüm” deyip koşturmaya devam ediyor.








Sonraaa 673 günlük bebeğimizin gün itibariyle korktukları top 4 :

1-Balon, bayrak gibi usul usul salınan şeyler terrified us!
2-Kaydıraktan kaymak
3-Benim bacağını ince uzun üstüne doğru uzatıp “ bıjjjj “ yapmam. O kadar korktu ki nasıl yaptım bunu diye kendimi dövdüm. Nerden bilirdim?
4-Twinkle you tube version. Bu da hiç bizaman öğrenemeyeceğim ve her seferinde şaşırdığım bi konu. Katılarak ağlama hali devam ediyor.

Yeme içmeye gelince, tarihe not: 
Canı istemediği sürece hiç bir şeyi çiğnemiyor , çiğnese de yutmuyor, etrafa tükürmekten keyif alıyor, canı istiyorsa da gayet yiyor ama beslenmesi henüz o şekilde değil. Bu durumdan ben rahatsız mıyım ? evet. 
Blenderım da rahatsız, tırtladı çünkü yeni almalıyım sanırım marka önerilerinizi yazabileceğiniz yorum kutuları ta orda.

Evde dert değil de dışarıda sorun oluyor. Hayır düşünsenize ya Soçi kış olimpiyatlarını izlemeye gitmiş olsaydık ? Ne kadar zorlanacaktım beslerken. Bu yüzden gidemediğim acaba kaçıncı olimpiyat ?!%&



Gerçi parmaklarıyla tahin pekmeze dalıyor sonuçta. İnstagramda misket havası eşliğinde flipagramı sunuldu, sağır sultan izledi de madem bu kadar meraksızsın bunu okuyan, al bakalım işte senin için de bir fotoğraf. 





Birde "Lerabaaaa, nasılsıın?" var. Koltuk minderlerinden her akşam iş dönüşü özel olarak bana yaptırdığı özel köşesine geçip, senin de karşı koltuğa geçmeni söyledikten sonra ellerini birleştirerek bir sohbet ortamı oluşturmaya çalışıp yine hemmencecik sıkılıp kalkıp gidişi var. Çekersem vidyosunu gösteririm okey?






İkili cümle grupları var artık.


-Mutfağa gidip iş yapma Ayfer teyze, ananenin yanına otur!
bir de 
-Sandalyede oturuyo baba, yemek yiyo sandalyede.

Bu şekilde.Oldu o zaman.


Ps: Yayın başlığı bu günün sevgililer günü olmasıyla ilintili olup başka amaç,anlam ve organizasyon içermemektedir.


5 Şubat 2014 Çarşamba

21

Yeni aşkı: Yasemin 
İşvesi,cilvesi ,ilgisi ve kıvraklığıyla aradığım kadın meğer bir dımdım kadar uzağımdaymış dedi ve oynamaya başladı, saatlerce de durmadı
Yoruldu tabi.
Bi ara baktım yatmış yanına , mır mır sohbet , kolyesiyle oynamalar, usul usul sevmeler..
Ertesi günlerde telefonumu kaptığı gibi aaaç Yasemine bakalım tripleri
Birkaç gün sonra ben işten döndüm, Yasemin geldiii diyo arkama doğru bakarak deli :)






Neslihan daha teyzevari bi zemine oturmuş, öyle gözlemledim, heyecan değil de hani güven, tango değil de hani vals gibi, sevgili değil de hani evdeki hanım gibi ahahaha eğlendim. Ama öyle gitmesini istemiyor, kur yapıyor ona da, öpücük alıyor veriyor, yanında mutlu huzurlu, ama Yasemin'deki fıkırdaklık onda yok tabi. Bi çeşit Ayfer, bi çeşit Filiz gibim.

Esra abla henüz inceleme aşamasında . Bakıyor ama , test ediyor, merak da var, tamamen reddetmiyor, orda dursun, oyuna katılsın.
Biricik aşkı, sevgilisi, annesi, Melike'si için coştuğu kadar coşsaydı benim kızlara, kıskanırdım. Her ne kadar başka kadınların yanında bana pas vermediyse de olsun, di mi?





Anneanneyle yaşıyor artık gündüzleri. Değişik değişik tripler her gün.  Dün "aneanne telefonu bırak, anneme söylicem!" demiş. İspiyoncuuu, müzeviiiir.
yada "kızgınım!! demiş " karakterlii, net.

Sabahları uyanıyor iki gündür.6.30 da açıyo gözlerini. 



Anne gitmeeee diye ağlayan ilk çocuk tabiki değil de alışık değilim ben 
Uyuyodu hep, bende balkonda saç kurutup,elektrikli fırça yerine normal fırçayla diş fırçalayıp çıkıyodum, Şimdi işte nasıl çıkıyorum ben de bilmiyorum.
Bugün kaçtım mesela. Dışardan cama doğru el sallayacaktım, unutmuşum :(
Arrgghhh!! bütün gün beni arıycak içten içe yavrumm

Bu arada Can 93 haftalık oldu, 21 ay yani .
Nebileyim blog ya belirteyim dedim.
21 diye bi film vardı. jimm sturgess lisinden..ahh filmler.. neyse..
Artık kendisini çok daha rahat ifade ediyor
6-7 kelimelik cümleler kuruyor yardımsız.
"annenin kırmızı arabasını annaneyle kullandık biz" diyor mesela
yada yeni kelimeler deneniyor.
"zaten su veeer"
yerinde kullanıyor demedim :)

iyelikler de tamamlanmaya başladı.Yani işte gelişim bu şekilde. Yine çene yönünde yani:) Puzzle yapmıyor, kitap okumuyor, işşşşş burda dillendirmek istemediğim şeylerden korkuyoruuum eyvahlar olsun .

Şarkılar tabiki hala ezberleniyor, ama fakat lakin neçareki mamafih binanealeyh bilabedel ...şarkı seçimleri korkunç
benim tinkıl tinkıl lidıl star diye şarkı söyleyen oğlum gitti bir mumdur iki mumdur başladı
Karışıyorum da heralde yeterli korkuyu salamadım etrafa. Nerden duyuyor bu çocuk bu şarkıları? ben ona hala tv izletmezken youtube dan mumdur dinlenmezki .Ciddi konuşmalar yapma zamanım geldi miki?

Boy 90 cm, kilo ölçmüyorum bilmiyorum ama göbek de göbek hani. Taşırken zorlanıyorum tabi ama o da zaten " anne spor yapsın " dedi bigün kendini taşıtırken. İyi bare dedim eve kadar taşıdım. Hala taşıyabiliyorsam 15 li hanelerde zaaar.

Tokak takalım diye tutturuyo iki gündür. Çok da yakışıyo da acaba kişilik gelişimine zararı var mıdır böyle şeylerin diye düşünmekteyim. Bana göre hava hoş. Çok yakışıyo ayrıca Skyler (bkz Rachel Zoe ) ın saçları omuzlarında. At kuyruğu yapıyolar ama onun takıldığı kahvede laf olmuyordur !

Ayyh vikiciğim mi olacağım, Kuştepeden Münevver mi olcam karar vereyim ben dur.
Sen ne diyorsun ?  Bonusum Canım saçına toka taksın mı?







PS: Dedemiz ! Piliiiz, iyi ol ve sende oku bizi, bak nasıl saçma, rutin ama hayli durgunuz :(